Dünya Nüfus Günü 1987'den bu yana her yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanmakta. Bir ülkedeki nüfusun sosyal, demografik ve ekonomik niteliklerine ilişkin bilgi derlemesini sağlayan nüfus kayıtlarından elde edilen istatistikler, toplumun ihtiyaçlarını karşılama ve hayatlarını daha iyi hale getirmeye yönelik politika ve planların oluşturulmasında en önemli unsurdur. Nüfus dinamiklerini oluşturan yaş dağılımı, doğurganlık ve ölüm oranları, göç rakamları gibi verilerin; insani, sosyal ve ekonomik kalkınma üzerindeki etkileri tartışılmaz. Bugün, dünyanın çoğu bölgesinde afetler ve çatışmalar nedeniyle zorla evlerinden edilmiş olan 50 milyonun üzerinde insan var. Bu grubun dörtte üçten fazlasını kadın, çocuk ve gençler oluşturuyor. Kriz durumlarında, kadınların ve kız çocuklarının istismar, cinsel sömürü ve şiddete maruz kalma, zorla evlendirilme, üreme sağlığıyla ilişkili hastalıklara yakalanma veya yeterli koruma olmamasından ve ihtiyaçlarını giderecek yardımları alamamalarından dolayı ölüm riski çok daha yüksektir. Cinsiyete bağlı şiddet mağdurlarının tedavisine yönelik hizmetler ya hiç yoktur ya da çok azdır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi ve önlenmesi için yapılanlar ise sınırlıdır. Bunların yanı sıra, hizmet sağlayıcıların çoğu kriz durumlarında cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakkında eğitimli değildir. Bunlar göz önüne alındığında, dünyanın en yüksek anne ölüm oranlarına sahip on ülkeden sekizinin aynı zamanda çatışmalardan etkilenen, can güvenliğinin olmadığı ülkeler olması tesadüf değildir. Kadınlar ve kız çocukları acil durumlarda daha kırılgandır ve kriz durumlarında çoğu zaman göz ardı edilen özel ihtiyaçlara sahiptir. Onların güvenliklerini, onur ve sağlıklarını güvenceye almak, ailelerin ve toplulukların refahını sağlar.1927 yılında dünyanın nüfusu sadece 2 milyardı. Bugünkü veriler aradan geçen zaman zarfında dünya nüfusunun 3 buçuk kat arttığını ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletlere göre, artış hızı böyle devam ettiği takdirde 2030 yılından sonra dünyada kaynak yetersizliği nedeniyle yeni çatışmalar kaçınılmaz olacaktır. Kimi uzmanlara göre ise; iklim değişikliğinin artan etkileri ile bu senaryonun 2030'dan bile önce gerçekleşmesi söz konusu olabilecektir. 2050 yılına ait bir diğer tahmin ise 10 milyara ulaşacak dünya nüfusunun 6,5 milyarının şehirlerde yaşayacak olmasıdır. Bu durum şehirler üzerindeki baskının artması ve altyapı sorunlarının katlanması anlamına gelmekte. Ancak altyapı sorunlarından daha da önemlisi ortaya çıkabilecek sosyal meselelerdir. Alınması gereken tedbir ise, ‘sürdürülebilir bir kalkınma’ programını dünya çapında hayata geçirmektir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner72